ISSN 2148-5917
Volume : 9 Issue : 2 Year : 2022

Türkiye Biyoetik Dergisi - Turkish Journal of Bioethics: 9 (2)
Cilt: 9  Sayı: 2 - Summer/Yaz 2022
EDİTÖRDEN
1.
Editörden
Editorial
Selim Kadıoğlu
Sayfa 36
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ÖZGÜN MAKALE
2.
Hekimlerin Türk Tabipleri Birliği’ne Üye Olma Tutumlarını Etkileyen Faktörler: Denizli İli Örneği
Factors Affecting The Attitudes of Physicians to be a Member of the Turkish Medical Association: Sample of Denizli
Mehmet Demirci, Serap Şahinoğlu
doi: 10.5505/tjob.2022.59672  Sayfalar 37 - 55
Giriş ve Amaç: Türk Tabipler Birliği (TTB) 6023 sayılı yasa ile kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütüdür. Bu çalışmada hekimlerin TTB üyeliğine ilişkin görüş ve tutumlarının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.
Yöntem ve Gereçler: Çalışmanın katılımcılarını Denizli İl Merkezi’nde çalışan 40 hekim oluşturmaktadır. Hekimlerin tabip odasına üye olma, üye olmama ve üyelikten çıkma nedenleri nitel araştırma yöntemlerinden yüz yüze görüşmelerle açık uçlu sorular sorularak belirlenmeye çalışıldı.
Bulgular: Gönüllü üye olan hekimler örgüte katılma nedenlerini, “üye olmayı mesleğin bir parçası (gerekliliği) olarak görme”, “mesleki dayanışmaya katkıda bulunma isteği”, “meslektaş yönlendirmesi” gibi ifadelerle dile getirdiler. Zorunluluktan dolayı üye olan hekimler ise “özel kurumda çalışma” veya “tabip odasının imkanlarından faydalanmak isteme” gibi gerekçeleri üye olma nedeni olarak sundular. “TTB’nin siyasi olması”, “etiketlenme korkusu”, “faydasız bulma veya ihtiyaç duymama”, “hekimlerin alternatif derneklere yönelmesi”, “herhangi bir davetin veya bilgilendirmenin olmaması”, “üyelik aidatları ile ilgili sorunlar” gibi başlıklar ise hekimlerin üye olmama ve üyelikten ayrılma nedenleri arasında sayılabilir.
Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak hekimlerin TTB ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmaması üye olma konusundaki tutumlarını olumsuz etkilemektedir.
Introduction: The Turkish Medical Association (TMA) is a professional organization having the characteristics of a public institution in nature, established under the Law number: 6023. In this study, it was aimed to reveal the views and attitudes of physicians about membering of TMA.
Methods: The sample of this study, consists of 40 physicians working in Denizli city center. The reasons for physicians’ membership, non-membership and withdrawal from the association were determined by using open-ended questions through faceto- face interviews, one of the qualitative research methods.
Results: Physicians, who joined the association voluntarily, reported that they became member of the association because (i) they “considered membership as a part (necessity) of the profession”, (ii) they “wanted to contribute to professional solidarity” and because of (iii) “colleague orientation”. Physicians who became members out of necessity, on the other hand, provided reasons for joining the association as desire for “working in a private institution” or “wishing to benefit from the facilities of the association”. Among the reasons for why they withdraw from the association or why they do not join the association include considering “TMA being political”, “fear of being labeled”, finding it “useless or not needing it”, “turning to alternative associations”, “having no invitation or information” and “problems regarding membership fees”.
Discussion and Conclusion: As a result, physicians’ lack of knowledge about TMA negatively affects their attitudes towards membership.

3.
Toplumsal Cinsiyet Dersi Alan ve Almayan Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinin LGBTİ Bireylere Yönelik Tutumlarının Karşılaştırılması
Comparison of the Attitudes of Nursing Department Students Who Took and Did Not Take Gender Lessons Towards LGBTI Individuals
Yasemin Özyer, Ebru Özcan
doi: 10.5505/tjob.2022.48802  Sayfalar 56 - 65
Toplumsal cinsiyet dersi alan ve almayan öğrencilerin LGBTİ bireylere yönelik tutumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu çalışma, 10.11.2021 ve 02.01.2022 tarihleri arasında Hemşirelik Öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş olup, çalışmaya katılmaya istekli 183 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve LGBTİ bireylere yönelik tutum ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistik yöntemleri, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır.
Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin LGBTİ bireylere yönelik tutum ölçeğinin alt boyut ve toplam puanları ile erkek cinsiyette olmak arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p=.000). Toplumsal Cinsiyet dersini alan ve almayan öğrencilerin LGBTİ bireylere yönelik tutum ölçeği toplam puan, alt boyut puanları kesme değerleri incelendiğinde, Ötekileştirme alt boyutu kesme değeri 1.055; Aşırıya kaçma alt boyutu kesme değeri 1.80; Hastalık alt boyutu kesme değeri 1.50; LGBTİ tutum ölçeği kesme değeri 1.25 olarak saptanmıştır. Ölçekteki maddeler olumsuz ifadelerden oluştuğu için alt boyutlardan veya toplamda alınan puanın düşük olması olumlu tutumu göstermektedir. Buna göre dersi alan ve almayan öğrenciler arasında anlamlı düzeyde farklılık olmamasının yanında öğrencilerin LGBTİ bireylere yönelik tutumlarının olumlu olduğu söylenebilir. Tartışma ve Sonuç: Erkek öğrencilerin daha olumsuz tutuma sahip olmaları nedeniyle özellikle erkek öğrenciler başta olmak üzere tüm öğrencilere LGBTİ bireylere yönelik olumsuz tutumların dönüşümünü sağlamak üzere rehberlik edilmelidir. Ayrıca LGBTİ bireyleri kapsayan geniş ve ayrıntılı ders içeriğinin hemşirelik eğitimi boyunca müfredata eklenmesi önerilmektedir.
Comparison of the attitudes of students who take gender lessons and those who do not, towards LGBTI individuals.
Methods: This descriptive and cross-sectional study was conducted with Nursing Students between 10.11.2021 and 02.01.2022. Sample selection was not made in the study, and 183 students willing to participate in the study were included in the study. Introductory Information Form and attitude scale towards LGBTI individuals were used to collect data. Descriptive statistics methods, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test were used in the evaluation of the data.
Results: A significant correlation was found between the sub-dimension and total scores of the students’ attitudes towards LGBTI individuals who participated in the study and being male (p=.000). When the total score of the attitude scale towards LGBTI individuals and the cut-off values of the sub-dimension scores of the students who took and did not take the Gender course were examined, the cut-off value for the sub-dimension marginalization was 1.055; The overshoot sub-dimension cut-off value is 1.80; Disease sub-dimension cut-off value was 1.50; The cut-off value of the LGBTI attitude scale was found to be 1.25. Since the items in the scale consist of negative statements, a low score in the sub-dimensions or in total indicates a positive attitude. According to this, it can be said that there is no significant difference between the students who take the course and those who do not, and the attitudes of the students towards LGBTI individuals are positive.
Discussion and Conclusion: Since male students have more negative attitudes, all students, especially male students, should be guided to transform negative attitudes towards LGBTI individuals. In addition, it is recommended that broad and detailed course content covering LGBTI individuals be added to the curriculum throughout nursing education.

4.
Yoğun Bakım Ünitelerinde Çalışan Hemşirelerin Ahlaki Sıkıntı ve Profesyonel Değerleri Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Determination of Correlation Between Moral Distress and Professional Values of Nurses Working in Intensive Care
Nefise Cevriye Sucu Çakmak, Nurhan Aktaş, Nurcan Çalışkan, Pınar Çelik
doi: 10.5505/tjob.2022.77598  Sayfalar 66 - 75
Bu araştırma, yoğun bakımda görev yapan hemşirelerin ahlaki sıkıntı düzeyleri ile profesyonel değerleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırma, Ankara’daki bir hastanesinin yoğun bakımında çalışan hemşireler ile 12.06.2017-23.06.2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş olup, evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini yoğun bakımında çalışan 130 hemşire, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden 71 hemşire oluşturmuştur. Bu araştırma için Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Etik Kurulu’ndan onay ve araştırmaya katılmayı kabul eden hemşirelerden yazılı izin alınmıştır. Verilerin toplanmasında Hemşirelere ait Tanıtıcı Özellikler Formu, Ahlaki Sıkıntı Ölçeği ve Hemşirelerin Profesyonel Değerleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca ve minimum-maximum, Mann Whitney U testi, Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır.
Bulgular: Hemşirelerin ahlaki sıkıntıları ile profesyonel değerleri arasında doğrudan bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Araştırmaya katılan hemşirelerin ahlaki sıkıntı ölçeği toplam puan ortalamasının 70,59±42,12 (min. 2- max. 219), profesyonel hemşirelik değerleri ölçeği toplam puan ortalamasının ise 127,21±19,93 (min 82- max 155) olduğu saptanmıştır. Mesleği kendi isteğiyle seçen hemşirelerin ahlaki sıkıntı ölçeği puan ortalamasının, mesleğini kendi isteği ile seçmeyenlere göre düşük olduğu bulunmuştur. Ahlaki sıkıntı yaşamadan dolayı görevden istifa etme/ayrılmayı düşünmediğini ifade eden hemşirelerin hem ahlaki sıkıntı hem de profesyonel değerler ölçeği puan ortalamaları düşük bulunurken, istifa etmeyi düşünenlerinin her iki ölçekten aldığı puanlar yüksek bulunmuştur.
Sonuç: Hemşirelerin ahlaki sıkıntı düzeyleri ile profesyonel hemşirelik değerleri arasında doğrudan bir ilişki bulunamamasının, örneklem sayısından kaynaklandığı düşünülmekte ve daha fazla örneklemle çalışılması önerilmektedir. Araştırmaya katılan hemşirelerin profesyonel değerlerinin yüksek düzeyde ve ahlaki sıkıntılarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Gelecekteki çalışmaların hemşirelerin ahlaki sıkıntı düzeylerini düşürecek, profesyonel değerlerini arttıracak müdahalelere odaklanması önerilmektedir. Yapılacak çalışmaların, deneyimli ve profesyonel değerleri yüksek olan hemşirelerin meslekte tutulmasını sağlayacağı düşünülmektedir.
This research was conducted to determine the correlation between the moral distress levels of nurses working in the intensive care unit and their professional values.
Material and Methods: This descriptive and cross-sectional study was conducted with nurses working in the intensive care unit of a hospital in Ankara between 12.06.2017 and 23.06.2017. Sample selection was not made in the study, and it was aimed to reach the entire universe. The population of the study consisted of 130 nurses, and the sample consisted of 71 nurses. Written permission was obtained from the Health Sciences University Dışkapı Yıldırım Beyazıt Training and Research Hospital Ethics Committee and from the nurses who agreed to participate in the study. Data was obtained with Introductory Characteristics Form, Moral Distress Scale and Scale of Professional Values of Nurses and analysed with number, percentage, mean, standard deviation, median, and minimum-maximum, Mann Whitney U test, Spearman correlation analysis.
Findings: There was no significant relation between nurses’ moral distress and professional values (p>0.05). It was determined that the total score average of the moral distress scale of the nurses participating in the research was 70.59±42.12 (min. 2- max. 219), and the total score average of the professional nursing values scale was 127.21±19.93 (min. 82 – max. 155). It was found that the mean score of the moral distress scale of the nurses who chose the profession voluntarily was lower than those who did not choose the profession voluntarily. While the mean scores of both moral distress and professional values scales of the nurses who stated that they did not think of resigning/leaving the job due to experiencing moral distress were found to be low, the scores of those who thought to resign from both scales were found to be high.
Results: The lack of a direct relationship between nurses’ moral distress levels and professional nursing values is thought to be due to the number of samples and it is recommended to study with more samples. The professional values of the nurses participating in the research are at a high level and their moral distress is at a moderate level. It is recommended that future studies focus on interventions that will reduce the moral distress levels of nurses and increase their professional values. It is thought that the studies to be carried out will ensure that experienced nurses with high professional values are kept in the profession.

DERLEME
5.
Avrupa Birliği Hukuku ve Türk Hukuku Açısından Covid-19 Pandemisinin Kişisel Sağlık Verileri Üzerine Etkisi
The Effect of Covid-19 Pandemic on Personal Health Data in Terms of European Union Law and Turkish Law
Seden Dürüstkan
doi: 10.5505/tjob.2022.04274  Sayfalar 76 - 83
İnsanlık tarihindeki salgın hastalıklar teknoloji çağında yaşanır oldukça insanlığın, hastalıkların yayılmasını önlemek adına bulduğu çözümler de değişiklik göstermeye başlamıştır. İlişkilerini mobil uygulamalar aracılığı ile yürütmeye başlayan bu yeni insanlık hali aynı şekilde sağlıklarını da bu uygulamalar ile koruma altına almaya çalışmaktadır. Covid-19 pandemisi ile hayatımıza giren mobil takip uygulamaları, hastalığın bulaşmasına yeni bir yaklaşım getirerek mahremiyet ve kamu sağlığı gibi alanları zaman zaman çatışan iki kavramı yeniden masaya yatırma ihtiyacını doğurmuştur. Birey ve kamu arasındaki ilişkilerin birbirlerini tamamlama özelliğinin yanı sıra dengede tutulma ihtiyaçları, pandemiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Salgının yayılmasını önlemek amacı ile kullanılmaya başlayan mobil takip uygulamaları Avrupa Birliği hukuku ve Türk hukuku düzenlemeleri ile karşılaştırılarak incelenmiş ve hukukların kamu sağlığı söz konusu olduğunda kişisel veri temelli bireylerin özerklik ve mahremiyetlerine bakış açıları değerlendirilmiştir. Zira mobil takip uygulamalarını pandemi nedeni ile hayatlarımıza girse de bundan sonra başka alanlarda kendilerine yer bulma ihtimallerinin kapıları açılmıştır.
As epidemics in the history of humanity are experienced in the age of technology, the solutions that humanity has found in order to prevent the spread of diseases have started to change. This new state of humanity, which has started to conduct its relations through mobile applications, is also trying to protect their health with these applications. Mobile tracking applications, which entered our lives with the Covid-19 pandemic, have brought a new approach to the transmission of the disease, necessitating the need to re-discuss two sometimes conflicting concepts such as privacy and public health. In addition to the complementarity of the relations between the individual and the public, the need to keep them in balance has gained a new dimension with the pandemic. The mobile tracking applications, which started to be used to prevent the spread of the epidemic, were examined by comparing them with the European Union law and Turkish law regulations, and the perspectives of the laws on the autonomy and privacy of individuals based on personal data were evaluated when it comes to public health. Because even though mobile tracking applications have entered our lives due to the pandemic, the doors to the possibilities of finding a place for them in other areas have been opened from now on.

LookUs & Online Makale