ISSN 2148-5917
Türkiye Biyoetik Dergisi - Turkish Journal of Bioethics: 8 (2)
Cilt: 8  Sayı: 2 - Summer/Yaz 2021
EDİTÖRDEN
1.
Editörden
Editorial
Neyyire Yasemin Yalım
Sayfalar 57 - 58
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ÖZGÜN MAKALE
2.
Pandemiden Sonra Adalet İlkesinin Kapsamı Üzerine Bir Değerlendirme
An Evaluation of the Scope of the Principle of Justice After the Pandemic
Fatma Gülsüm Önal
doi: 10.5505/tjob.2021.02419  Sayfalar 59 - 69
GİRİŞ ve AMAÇ: Tıpta adalet, İlkecilik yaklaşımına göre dört temel tıp etiği ilkesinden biri olmakla birlikte, diğer üç ilkeye göre kapsamının belirlenmesi ve netleştirilmesi daha zorlu olan ilkedir. Nitekim pandemiyle birlikte, özerkliğe saygı, zarar vermeme, yarar sağlama ilkeleriyle ilgili de tartışmalar gündeme gelmiş; ancak adalet ilkesinin gereklerinin mevcut koşullar açısından yeniden değerlendirilmesi ve söz konusu gerekler çerçevesinde farklı eylem olanaklarına duyulan ihtiyaç kendini çok açık biçimde hissettirmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Son yıllarda gerek sağlıklı hayat için doğal kaynakların korunmasında ve bunlara erişimde, gerekse teknolojinin sağladığı olanaklara erişimde yaşanan eşitsizlik nedeniyle hâlihazırda mevcut olan bu ihtiyacın, COVİD-19 pandemisiyle birlikte yeni bir boyut kazandığına da tanık olmaktayız. Tıp etiğinin dört temel ilkesinin, gerçek hayat senaryolarında görece sağlam olmaları nedeniyle belirlendikleri düşünülünce, tıpta adalet ilkesinin somut durumda kaynakların nasıl dağıtılacağı sorusuna yanıtının yeterince net olmayışı, pandeminin ilk etik etkilerinin de bu noktada yaşanmasına neden oldu diyebiliriz. İlk günlerden itibaren özellikle ventilatör ve yoğun bakım yatağı gibi kaynaklar kısıtlı olduğunda dağıtımına nasıl karar verileceği; “mikrodağıtım” ölçütleri tartışmaya açılıp ardarda kılavuzlar yayınlanırken, sağlık kaynaklarının dağıtımında halk sağlığına öncelik verilmesi dünya çapında bir mesele olarak gündeme geldi. Daha büyük ölçekli “megadağılım” ve “makrodağıtım” düzeylerinde ise çok daha kapsamlı tartışmalar açıldı.
BULGULAR: Yeni tipte mutant virüslerin yaratacağı riskler öngörülebildiği halde onlarla mücadeleye fon ayrılmamış olmasından başlayarak, bu virüslerin oluşmasında faktör olan iklim değişikliği ile mücadeleye, iklim adaletine ve nesillerarası adalete uzanan bu devasa tartışma, adalet ilkesinin gereklerinin yeniden gözden geçirilmesinin de ancak kapsamının genişletilmesiyle mümkün olabileceğini bir kez daha gösterdi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Pandemiyle birlikte, kısıtlı klinik kaynakların tahsisiyle nasıl başa çıkılabileceğini analiz eden çok sayıda çalışma ve kılavuz yayınlanmış olmakla birlikte, iklim değişimi bağlamında adalet sorununu ele alan çalışmalar daha sınırlıdır. Bu çalışmada, yeni tipte mutant virüslerin iklim değişikliği ile ilişkisi kurularak, biyoetikte adalet ilkesinin çevre etiğini ve gelecek kuşakları içerecek biçimde yeniden değerlendirilmesi ihtiyacı ele alınmaktadır. Bu anlamıyla “dağıtım adaletinin kapsamı” sorununu ele alan çalışmanın amacı, dağıtımı ölçeklendirme düzeylerinin kendisinin bugün yeterli olup olmadığını tartışmaktır. Çünkü önümüzde yeryüzünün sürdürülebilirliği ve mevcut kaynakların gelecek kuşaklara eşitçe devredilebilmesinin nasıl mümkün olacağı gibi, bütün diğer sorunları geride bırakan gezegen çapında adalet sorunları bulunmaktadır.
INTRODUCTION: Although justice in medicine is one of the four basic principles of medical ethics according to the “Principled Approach”, it is very difficult to define and determine its scope compared to the other three principles. In fact, with the pandemic, discussions about the principles of “respect for autonomy”, “non-maleficence” and “beneficence” became current issues, but the need to update the principle of justice and expanding its scope has also became evident. In recent years, due to the inequalities in the access and protection of natural resources for a healthy life and accessing the opportunities that technology provides, we are witnessing that this already existing need has gained a new dimension with the COVID-19 pandemic.
METHODS: Considering that the four basic principles of medical ethics are determined according to their relative robustness in real-life scenarios, we can say that the lack of clarity in distrubution of resources based on the principle of justice in medicine has caused the first ethical impact of the pandemic to be experienced at this point. From the very first days, it has become a worldwide issue how to decide on distribution, especially when the resources such as ventilators and intensive care beds are limited; prioritizing public health in terms of distributing health resources while the criteria for “micro distribution” were discussed and guidelines were issued one after the other.
RESULTS: More extensive discussions were held on the larger scale “mega distribution” and “macro distribution” levels. Starting from the fact that the risks posed by the new mutant viruses (which could easily been foreseen, but no funds were allocated to fight them), to fight against climate change (which is the main factor of the formation of these viruses), to climate justice, to intergenerational justice, this huge debate once again showed that updating the principle of justice can only be possible by expanding its scope.
DISCUSSION AND CONCLUSION: While number of studies and guidelines have been published analyzing how to allocate limited clinical resources during the pandemic, studies addressing the issue of justice in the context of climate change are more limited. In this study, the need to expand the principle of justice in bioethics to include environmental ethics and future generations is discussed by establishing a relationship between new types of mutant viruses and climate change. In this sense, the aim of the study, which deals with the problem of “scope of distributive justice”, is to discuss whether the levels of scaling the distribution are themselves sufficient today. Because, planet-wide problems of justice, such as the sustainability of the earth and how it can be equally passed on to the future generations surpass all other problems.

3.
Hemşirelikte Etik Eğitimi Konusunda Eğitimcilerin Görüş ve Önerilerinin Değerlendirilmesi
Evaluating the Views and Suggestions of Educators on Ethics Education in Nursing
Seyhan Demir Karabulut, Neyyire Yasemin Yalım, Serap Şahinoğlu
doi: 10.5505/tjob.2021.24008  Sayfalar 70 - 81
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma hemşirelik lisans programında yer alan etik konularına veya dersine ilişkin mevcut durumu ortaya çıkarmak ve hemşirelik lisans programı eğitimcilerinin etik eğitimi ile ilgili deneyim ve önerilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırma, eğitimcilerin görüş ve önerilerinin yer aldığı betimsel tipte niceliksel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Türkiye sınırları içerisindeki hemşirelik lisans programlarının bulunduğu üniversitelerin hemşirelik bölümü eğitimcileri oluşturmuş ve bu bağlamda 1000 eğitimciye elektronik posta aracılığıyla elektronik anket linki gönderilmiş, uygulama 200 katılımcı ile tamamlanmıştır. Verilerin analizinde frekans ve yüzdesel dağılımlar, Ki-Kare, Fisher’s Exact testi ve Pearson Ki-Kare testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların çoğunluğunun öğretim görevlisi (%39) olduğu çalışmada, hemşire olan eğitimciler çalışmanın %95,5’ini oluşturmaktadır. Yapılan analizlerde, katılımcıların %19,5’i bağımsız bir etik dersi yürütürken, %51,5’i herhangi bir ders kapsamında etik içerikli bir konu anlatmaktadır. Etik dersi yürütenlerin %69,2’sinin etik konusunda formal bir eğitim aldığı, %78,4’ünün etik konusunda kurs, kongre ve seminerlere katıldığı belirlenmiştir. Ayrıca etik dersi yürütenlerin %42,1’i “Hemşirelik Esasları” anabilim dalında görevlidir. Elde edilen bulgulara göre %67 katılımcının kurumunda etik konularının anlatıldığı ayrı bir etik dersi bulunmakta ve %78,4 oranında katılımcının kurumunda ise etik dersi “zorunlu” ders olarak yer almaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Etik eğitimi veren katılımcılardan elde edilen bilgiler ve önerileri, konu ile ilgili tüm paydaşlar ve karar verici mekanizmalara yol gösterici olacaktır. Bu anlamda araştırmada elde edilen sonuçlar ışığında, hemşirelerin yaşadıkları etik sorunların temel alınarak hemşirelik etik eğitimine yönelik çekirdek müfredatın oluşturulması, ayrı bir ders olarak yer almasıyla birlikte hemşirelik alanının diğer ders konularına da entegre edilmesinin ve özellikle de klinik uygulamalarda etik eğitimine devam edilmesinin gerekliliği gibi hemşirelikte etik eğitiminin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülen hususlara öncelik verilmelidir.
INTRODUCTION: This study was conducted to reveal the current situation regarding ethical issues or courses in the nursing undergraduate program and to evaluate the experiences and suggestions of the nursing undergraduate program educators about ethical education.
METHODS: This research is a descriptive quantitative study that includes the opinions and suggestions of the educators. The universe of the research was created by educators of the nursing department of universities where there are nursing undergraduate programs within the borders of Turkey. In this context, an electronic survey link was sent to 1000 educators via e-mail, and the application was completed with 200 participants. Frequency and percentage distributions, Chi-Square, Fisher’s Exact test and Pearson Chi-Square test were used in the analysis of the data.
RESULTS: In the study where the majority of the participants were lecturers (39%), educators who are nurses constitute 95.5% of the study. According to the analyzes, 19.5% of the participants conduct an independent ethics course and 51.5% of them teach an ethical subject within the scope of any course. It was determined that 69.2% of those who conducted the ethics course received formal training on ethics, and 78.4% attended courses, congresses and seminars on ethics. In addition, 42.1% of those who teach ethics are working in the “Principles of Nursing” department. According to the results, 67% of participants have a separate ethics course in their institution, in which ethical issues are explained and in 78.4% of participants’ institutions, the ethics course is included as a “mandatory” course.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The information and suggestions obtained from the participants who provide ethics training will guide all stakeholders and decision-making mechanisms on the subject. In the light of the results obtained in the study; A core curriculum for nursing ethics education should be created based on the ethical problems faced by nurses. Although it remains a separate course, the field of Nursing should also be integrated into other course topics. In particular, priority should be given to issues that are considered to contribute to the development of ethical education in nursing, such as the need to continue ethical education in clinical practice.

DERLEME
4.
Hemşirelikte Profesyonel Kimlik Oluşumu
The Formation of Professional Identity in Nursing
Yasemin Güner, Ebru Turhal, Melek Üçüncüoğllu, Bilge Tuncel, Selçuk Akturan, Şükrü Keleş
doi: 10.5505/tjob.2021.72677  Sayfalar 82 - 89
Profesyonel kimlik, hemşire olmanın sorumluluklarını anlamak, içselleştirmek ve kimliğin gelişimini destekleyen tutum, inanç ve standartların geliştirilmesi durumunda ortaya çıkar. Hemşirelikte profesyonel kimliğin oluşumu, hemşirelik eğitimi sırasında başlayan ve her hemşirenin mesleki kariyeri boyunca gelişmeye devam eden dinamik bir süreçtir. Hemşirelerde profesyonel kimliğin oluşunda eğitim, bireysel beklentiler ve deneyimler önemli faktörlerdir. Profesyonel kimlik gelişimi hemşirelerin yetkinliklerini mesleki uygulamalarına uygun bir şekilde yansıtmasını destekler, dolaysıyla hastalara, hasta yakınlarına ve birlikte çalıştıkları diğer sağlık çalışanları ile gelişen mesleki veya sosyal etkileşimlerini olumlu yönde etkiler. Hemşirelerin profesyonel kimliklerinin oluşum süreçleri, hemşirelik mesleğinin gelişimi için çok önemlidir. Bu derlemede hemşirelikte profesyonel kimlik gelişim süreci, süreci etkileyen faktörler, bu alanda yapılan yurtiçi ve yurtdışı müfredat faaliyetlerine, ilişkin bilgiler sunulmaktadır.
Professional identity is formed when the responsibilities of being a nurse are understood, internalized, and attitudes, beliefs, and standards that support the development of identity are improved. The formation of professional identity in nursing is a dynamic process that starts during nursing education and continues to develop throughout each nurse’s professional career. Education, individual expectations, and experiences are significant factors in the formation of professional identity nursing. Professional identity contributes to nurses in reflecting their competencies in line with their professional practices and thus positively affects their social interactions with patients, their relatives, and colleagues. The formation processes of the professional identities of nurses are essential for the development of the nursing profession. This review presents information on the professional identity formation process in nursing, the associated factors, and domestic and international curriculum activities in this field.

5.
Ethics of the Dialectic Dichotomy in Physician-Patient Relationships
Masud Khawaja
doi: 10.5505/tjob.2021.38268  Sayfalar 90 - 99
Communication is the cornerstone of the physician-patient relationship. However, a difference in medical knowledge may create a communicative gap, negatively affecting the patient experience. Rather than bridging the difference in knowledge, physicians who overutilize technical medical language can further damage the relationship. To prevent this, Voice can be analyzed through an ethical lens as it relates to patient autonomy and patient understanding, as comprehension is required for the patient to give informed consent. Research suggests that improved communication and empathy radically increases patient satisfaction. This end is achieved by incorporating not only the Voice of Medicine but also the Voice of the Lifeworld. The former employs scientific jargon and technical-speak while the latter incorporates the patient’s lived experiences into the medical dialogue. The Voice of the Lifeworld is a valuable tool that contextualizes disease and dissolves communication barriers. Physicians must appreciate patient perspectives to establish trust and pursue meaningful relationships. The use of either Voice is situation-specific and should be balanced according to the patient’s context; failure to do so will result in patient dissatisfaction. With this framework as a foundation, physicians can further optimize interactions with their patients by matching Voice not only to the medical context, but further extending Voice into a more personal context. Attachment theory provides a second lens that predicts how one may respond to medical professionals attempting to build trusting relationships. Depending on the attachment style, patients may be easier to comfort and build rapport with. Altering the communication mix according to Voice and attachment style will offer a truly personalized healthcare experience to each patient. Future studies should test this framework and attempt to determine attachment style quickly and methodically, so trust can be built early in the relationship. The outcome of this proposed process suggests that revised medical training be implemented to satisfy patients’ Lifeworld Voice and to increase clarity within the physician-patient relationship to promote ethical communication.

6.
Obezite ile Yaşayan Bireylerin Özerkliği
Autonomy of Individuals Living with Obesity
Şenol Yıldız, Nurdan Kırımlıoğlu
doi: 10.5505/tjob.2021.10337  Sayfalar 100 - 113
Obezite, son 50 yılda üç kat artarak 650 milyondan fazla kişiyi etkilemiştir. Küresel çapta yaygınlık göstererek pandemi haline gelen obezitenin radikal tedavi seçenekleri sınırlıdır. Günümüzde obezitenin de dâhil olduğu sağlık araştırmalarının odağı özerkliktir. Çalışmamızda özerkliğin kesin bir tanımını benimsemek yerine, özerkliğin çoklu tanımları dikkate alınarak obezitede özerkliğin çeşitli faktörler tarafından nasıl etkilenip yorumlandığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Obezitenin önlenmesi konusunda sorumluluk ya bireylere ya da halk sağlığına yönelik politikaları nedeniyle hükümete yüklenmektedir. Sorumluluğu bireylere yükleyenler, obezitenin damgalayıcı yönünü güçlendirirken hükümeti sorumlu tutanlar obezite ile yaşayan bireylerin özerkliğini zedelemektedir. Özerkliğin kaybedilebileceği durumlarda çözüm daha fazla özerklik sağlamaktan geçmektedir.
Obesity has tripled in the last 50 years, affecting more than 650 million people. Radical treatment options for obesity, which has become a global pandemic, are limited. Today, the focus of health research, including obesity, is autonomy. In our study, instead of adopting an absolute definition of autonomy, it was aimed to determine how autonomy in obesity is affected and interpreted by various factors by taking into account multiple definitions of autonomy. Responsibility for the prevention of obesity is placed either on individuals or on the government due to its policies towards public health. While those who put the responsibility on individuals strengthen the stigmatizing aspect of obesity, those who hold the government responsible undermine the autonomy of individuals living with obesity. In cases where autonomy may be lost, the solution lies in providing more autonomy.

7.
Tıp Etiği Çerçevesinde Sezaryen
Caesarian in the Framework of Medical Ethics
Harun Kırılmaz, Ebrar Ulusinan
doi: 10.5505/tjob.2021.22931  Sayfalar 114 - 125
Sağlık alanındaki en önemli gelişmelerden birisi anne ve yenidoğanın risk altında olduğu durumlarda hayat kurtarıcı olan sezaryendir. Ancak gereği dışında kullanıldığında herhangi bir yararı olmamakla birlikte, her cerrahi işlem gibi çeşitli riskler de taşımaktadır. Sezaryen annede anesteziye maruz kalmanın getirdiği komplikasyonlar, doğum sonrası kanamanın daha fazla olması, taburculuğun uzaması, iyileşmenin gecikmesi gibi riskler oluşturmaktadır. Yenidoğanda ise ciddi solunum sorunları, taburculuğun uzaması, düşük olasılıkla da olsa sezaryen esnasında meydana gelen komplikasyonlar, anestezi ile ilgili risklere neden olmaktadır. Bunlara ek olarak ekonomik açıdan da bir yük oluşturmaktadır. Anne adayının doğum ile ilgili yeterince bilgilendirilmemesi, doğum esnasında doktorunun da bulunmasını istemesi, sezaryenin daha güvenli olduğunu düşünmesi gibi sebepler anne adaylarını sezaryen seçeneğine yönelten unsurlardan bir kaçıdır. Bu durum bazı risklerle birlikte etik sorunların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı sezaryenin gerekli durumlar dışında talep edilmesinin sebeplerini ve bu durumun ortaya çıkardığı etik sorunları tartışarak sezaryen oranlarını azaltmaya yönelik çözüm önerilerinde bulunmaktır. Çalışmada endikasyonsuz yapılan sezaryenin etik boyutlarından bahsedilmiştir. Tıbbi gereklilik dışında yapıldığında her cerrahi girişim gibi bazı riskleri olan sezaryenin sıklığını, sebeplerini ve olası çözüm önerileri etik boyutlar temel alınarak tartışmak için bu derleme çalışması hazırlanmıştır.
One of the most important health developments is the caesarean section, which saves lives when mother and newborn are at risk. But while it has no benefit when used outside the need, it also carries a variety of risks, such as each surgery. Caesarean section presents risks such as complications caused by exposure to anesthesia in the mother, increased bleeding after delivery, prolongation of discharge, and delayed recovery. In addition to these, it also creates an economic burden. Reasons such as the fact that the expectant mother is not adequately informed about the birth, wants her doctor to be present during the birth, thinks that a caesarean section is safer are some elements that lead the expectant mother to the cesarean section option. This, along with some risks, leads to the emergence of ethical problems. The purpose of this study is to analyze the reasons why cesarean section is requested other than necessary situations and to discuss the ethical problems caused by this situation and to offer solutions. In the study, the ethical dimensions of the caesarean performed without indication were mentioned. This review study was prepared to discuss the frequency, causes and possible solution suggestions for cesarean, which carries some risks like any surgical intervention, although it does not have any benefits for the mother and newborn when performed outside of medical necessity, based on ethical dimensions.

8.
Üreme Turizmi ile Yaygınlaşan Taşıyıcı Annelik Üzerine Etik Bir Değerlendirme
An Ethical Evaluation of Surrogacy, which has Become Widespread with Reproductive Tourism
Özgür Kuş, Gamze Özbek Güven
doi: 10.5505/tjob.2021.03274  Sayfalar 126 - 133
Bilimin ilerlemesi ve teknolojiye yansımaları sağlık alanında hastalıkların tanı ve tedavisinde yeni yöntemleri uygulanabilir kılmaktadır. Bu sayede biyolojik yetersizlikler nedeniyle çocuk sahibi olamayan çiftlere yardımcı üreme teknikleri uygulanabilmektedir. Bu tekniklerden birisi de heterolog döllenme yöntemleri arasında yer alan taşıyıcı annelik uygulamasıdır. Taşıyıcı annelik uygulanma şekline göre toplumların üremeye bakış açılarını etkilemekte ve çocuk sahibi olma normlarını zorlamaktadır. Bu nedenle ülkemiz gibi birçok ülkede yasal ve ahlaki olarak kabul edilmemektedir. Buna rağmen uygulamanın yasal olduğu ülkelere yapılan üreme turizmi nedeniyle yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada üreme turizmi ile yaygınlaşan taşıyıcı annelik uygulaması hakkında literatür taraması yapılarak güncel ve önemli verilerin paylaşılması ve konunun biyomedikal etik açısından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada taşıyıcı annelik uygulamasına etik ve yasal olarak hazır olmayan toplumların gelecekte büyük sorunlarla karşılaşmasının kaçınılmaz olacağı öngörülmektedir. Bu nedenle yapılan etik değerlendirmeler çerçevesinde üreme turizmi ile gerçekleştirilen taşıyıcı annelik hakkında yasal bir zeminin oluşturulması önemli görülmektedir.
The progress of science and its reflections on technology make new methods applicable in the diagnosis and treatment of diseases in the field of health. In this way, assisted reproductive techniques can be applied to couples who cannot have children due to biological deficiencies. One of these techniques is surrogacy, which is among the heterologous fertilization methods. According to the way surrogacy is practiced, it affects the reproductive perspectives of societies and compels the norms of having children. For this reason, it is not accepted legally and morally in many countries such as our country. Despite this, it is becoming widespread due to reproductive tourism to countries where the practice is legal. In this study, it is aimed to share current and important data about the surrogacy practice, which has become widespread with reproductive tourism, and to evaluate the subject in terms of biomedical ethics. In the study, it is predicted that societies that are not ethically and legally ready for surrogacy practice will inevitably encounter major problems in the future. For this reason, it is considered important to establish a legal basis for surrogacy with reproductive tourism within the framework of ethical evaluations.

LookUs & Online Makale